15 Ekim 2011 Cumartesi
YENİ ANAYASADA NE İSTİYORUZ?
21.YY. dan 12 yılı da tüketiyoruz.Ve biz hala darbe mahsulu anayasada yağtığımız yamalarla idare ediyoruz.
Yeni anayasa yapımında,kendimizi sorgulamanın "biz nerede hata yaptık" demenin gerekliliğine inanıyoruz.
Türkiye ...
Avrupa ve Asya'yı birbirine bağlayan bir düğüm noktası...
Tarih boyunca dünyaya yön veren pek çok medeniyete beşiklik etmiş bir yurt. Dünyanın kalbi sayılabilecek bir sosyo-politik alan...
Ancak, 200 yıldır modernleş(tir)me yaşayan Türkiye,insan hakları konusunda tereddütlü, haklar ve özgürlükler noktasında özürlü... Demokrasi konusunda ise hâlâ uzlaşma sağlayabilmiş değil.
1950'lerde tek partili hayata kansız geçmeyi başarabilen Türkiye, demokratikleşme evrimini istenilen seviyeye taşıyamamıştır. Bu ülkenin özlemini duyduğu demokrasi, yönetime etki eden görünmez güçlerin "bu elbise bize dar geliyor" zihniyetinin sonucu olarak, 1960 ve 1980'de fiili iki darbe yaşamış, 12 Mart 1971 ve 28 Şubat 1997'de ise muhtıralarla kesintiye uğramış, her on yılda bir şamar oğlanına dönen demokrasisiyle acı bir görüntü vermektedir.
Bugün Türkiye, 12 Eylül askeri yönetiminin oluşturduğu Anayasa ve bu baskıcı kanuni yönlendirme mekanizmasına dayandırılan, temel hak ve özgürlükleri sınırlayan ve kısıtlayan yasalarla yönetilmektedir. Çünkü, darbe mahsulü bu anayasa "insan haklarına dayalı değil, insan haklarına saygılı" bir anayasadır.
21.Yüzyıla Girerken Türkiye Panoraması-
Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı :Hiç kuşku yoktur ki, yargı hak ihlallerinin çözümünde en etkin araç olmalıdır. Ne yazık ki,ülkemizde yargıya idari organlar tarafından doğrudan veya dolaylı olarak çeşitli müdahale ve yönlendirmelerde bulunulmaktadır. Anayasanın amir hükümleri çiğnenerek telkin ve tavsiyeler mahiyetinde toplantı ve birifingler düzenlenmektedir. Adil ve tarafsız olması gereken yargı gün geçtikce siyalaştırılmanın da ötesinde günlük politikalara alet edilmektedir.
Düşünce Özgürlüğü: Bu ülkenin yazarları, aydınları yıllardır sadece ve sadece düşüncelerini açıkladıkları için hapse doldurulmaktadırlar. Tek kimlikli, tek kültürlü bir insan tipi dayatılmak istenmektedir.
Başta Anayasanın genel kısıtlama getiren 13. Maddesi ve yine Anayasanın dil kültür yasaklarına kaynaklık eden 26,28,ve 42 maddeleri , terörle mücadele kanunun özellikle 6.ve 8. Maddeleri yürürlükten kaldırılmalıdır.
Örgütlenme Özgürlüğü kısıtlanıyor: Örgütlenme özgürlüğünün adı olan sivil toplum kuruluşları ciddi baskılar altında bulunmakta, bazı yasal hükümler siyasal otorite tarafından bazılarının lehine bazılarının aleyhine kullanılmak suretiyle keyfi uygulamalara sıkça rastlanılmaktadır.
Sendikaları ve sendikalı çalışanları hedef alan uygulamalar sürüp gitmekte ve hala Memur Sendikaları ülkeyi idare edenlerin içine sinmemiş gözükmektedir.
Dernekler kanunu antidemokratik hükümlerle dolu bulunuyor. Bunların arasında 4, 11 , 12, 37, 38, 39, 45, 48, 43. Maddeler daha özgürlükçü şekilde yeniden düzenlenmelidir.
İşkence: İşkence iddiaları en son AGİT zirvesinde ülkenin en yetkili ağzı olan Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından da kabul edilmiş ancak,Türkiye'nin sicilinde kara bir leke olan bu çirkin uygulamalar "devlet politikası değil" sözleri ile mazur ve olağan gösterilmeye çalışılmıştır.
D.G.M'lerin tamamen kaldırılması ve ceza muhakemeleri usul kanunun "adil yargılanma hakkı" çağdaş ve insancıl ceza hukuku ilkelerine göre yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.
İşkence yapan devlet görevlilerinin yargı önüne çıkarılmasının önündeki idari ve kanuni engellerin bir an evvel kaldırılması gerekmektedir.
-Din ve Vicdan Özgürlüğü Baskı Altında: İmza attığı uluslararası sözleşmelere rağmen devlet, dini tekeline almaya çalışmakta, baskıcı bir laiklik tanımlamasıyla ve sanal iç tehdit konseptleriyle dine kendi istediği gibi inanmayan ve yaşamayan vatandaşlarına karşı "topyekun bir savaş" açmaktadır.
Adalet Bakanı'nın bir tv programında ağzından kaçırdığı gibi devlet; "kaldırılan 163. Maddenin yerine zorlama yorumlarla TCK 312. maddesini uygulamaya çalışarak, iç tehdit olarak yorumladığı kesimleri daha ağır nasıl cezalandırmanın peşine düşmektedir.
Başörtülü oldukları gerekçesi ile binlerce öğretmen, doktor , hemşire ve diğer mesleklerdeki memurlar hakkında soruşturmalar açılmakta ve görevlerine son verilmektedir. 657 sayılı devlet memurları kanunu birey hak ve özgürlükleri açısından yeniden ele alınmalı gerekli düzenlemeler en kısa zamanda yapılmalıdır.
-Eğitim Hakkı Engelleniyor : Türkiye'de kıyafetinden dolayı çok sayıda genç en temel insan haklarından olar eğitim hakkından mahrum bırakılıyor. Disiplin cezaları, polis ve güvenlik güçleri tarafından okuldan yaka paça dışarı atılmalar,hatta okullarına girmek istedikleri için DGM'lerde yargılanmalar... Türkiye artık böyle utanç dolu davranışlarla kendi çocuklarını boğmaya çalışmaktan vazgeçmelidir.
Meslek Liseleri ve İmam Hatip Liseleri idarenin haksız düzenlemeleri sonucunda diğer liselerden dezavantajlı bir duruma düşürülerek eğitimde fırsat eşitliği ilkesi ihlal edilmektedir.
12 Eylül askeri rejiminin getirdiği antidemokratik kurumların başında yer alan, haksız ve keyfi uygulamalarla öğrencilerin kabusu haline gelen Yüksek Öğretim Kurum (YÖK) kaldırılmalı bunun yerine üniversitelerin özerkliğine fırsat veren kanuni düzenlemeler bir an önce yapılmalıdır.
Milli Güvenlik Kurulu Kaldırılmalıdır: Her ne kadar hükümete tavsiye kararlar bildirmek üzere kurulduğu iddia edilen ancak çoğu zaman sivil irade üzerinde askeri vesayet kuran bu oluşum kaldırılmalı. Ülke yönetiminde halkın seçtiği sivillerin üzerindeki bu "demoklesin" kılıcı görünümüne bir an evvel son verilmelidir.
Biz Türkiye'de yaşanan bunlar ve bunlara benzer daha bir çok problemin temelinde , "hukuk üstünlüğü" ilkesinin yaşama geçirilmemesinin yattığını düşünüyoruz.
Çünkü, hukukunun üstünlüğünün gerçekleştiği ve adil bir hukuk devletinin tesis edildiği bir ülkede, devlet bir hak sujesi olamaz. Toplumu oluşturan bireylerin hak ve özgürlükleri haricinde devletin kendinden menkul hiçbir hak ve özgürlüğü yoktur. Devlet ancak bireyin hak ve özgürlüklerini korumak için vardır. Böyle bir toplumda bütün insanlar, diğerlerine zarar vermediği ölçüde istediği gibi düşünebilir, inanabilir ve yaşayabilir.
Özgürlüklerin önündeki sınırların kaldırıldığı bir ortam beraberinde rekabeti getirecektir. Devletse halkın eğilimlerini derleyip toparlayan, bunlar arasında hakemlik eden ve son tahlilde eğilimlerin hepsini temsil eden kendini sürekli test edip, yenileyerek daha verimli bir hal alacaktır.
Bazılarına göre çok şey istediğimizi biliyoruz.
Evet...Çok şey istiyoruz .
Yeni bir bin yıla girerken yepyeni bir ülke istiyoruz.
Herkese insan onuruna yakışır bir hayat standardı istiyoruz.
Özgür birey , Özgür toplum istiyoruz.
Velhasıl...biz yukarıdaki tabloyu hak etmediğimize inanıyoruz. Çünkü Adaletin olmadığı yerde barışın da olmadığını biliyoruz.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder