12 Haziran Cuma günü Taraf Gazetesinde bir haber yayınlandı ve ortalık karıştı. Ergenekon Operasyonu kapsamında emekli bir asker ve aynı zamanda avukat olan Serdar Öztürk'ün ofisinde bir arama yapıldı. Serdar Öztürk'ün ofisinde iddialara göre polisler bir belge buldular. Nisan 2009 tarihli ve Deniz Kurmay Albay Çiçek imzalı belgede Fethullah Gülen ve Akp'ye karşı yapılması planlanan bir dizi komplo sıralanıyordu.
Ele geçirildiği iddia edilen bu belge üzerinde kamuoyunda günlerdir tartışmalar yapılmakta. Burada olayın iki boyutu bulunmaktadır. Birinci boyutu hukukidir. Sözkonusu belge taşıdığı amaç itibari ile TCK'nin de suç saydığı eylemleri içermekte ve TCK nun 309 ve 311.maddesini ihlal etmektedir.
309. madde Anayasanın ihlali ile ilgilidir. Maddenin birinci fıkrasının aşağıdaki gibidir.
'Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler
'
TCK'nin 311. maddesi ise Yasama organına karşı suç ile ilgilidir.
Bu maddenin 1. fıkrasında 'Cebir ve şiddet kullanarak TBMM'nin görevlerini kısmen ya da tamamen yapmasını engellemeye teşebbüs edenler' denilmektedir.
Aslında olayın hukuki kısmı bu kadar basittir. Yani, sözkonusu belge gerçek ise, bu belgeyi hazırlayanlar ve bu belge içeriği gereğince hareket edenler her kimse, yargılama sonucunda suçları sabit görülür ise, kanunun öngördüğü cezaya çarptırılmaları gerekecektir.
Sorunun ikinci ve asıl can alıcı boyutu, devlet ve demokrasi geleneğimizin sorgulanması gerekliliğidir. Başbakanını asmış bir demokrasi geleneğine sahip ülke olarak, o günden bu güne acaba demokrasi anlayışımız adına, kaç arpa boyu yol aldık?
Demokrasi demek, her şeyden önce milletin iradesini esas kabul etmeyi gerektirmektedir.
Kendini, aklını ve dünya algılayışını milletten, milletin aklından ve dünya algılayışından; kendi iradesini millet iradesinden üstün gören bir zümrenin varlığı hala devam etmekte ise, tam demokrasiye geçmiş sayılmayız.
Türkiye'de Milli iradenin iki de bir kesintiye uğramasının nedenlerinden birinin maalesef ülkemizde güçlü bir darbeci gelenek ve zihniyetin varlığı olduğunu göz ardı edemeyiz. Darbe tarzlarımız modernleşir, bazen post-darbe olur bazen e-muhtıra fakat demokrasi anlayışımız bir türlü değişmemektedir.
Tüm bu yaşananlar sonuçtur. Gerçekte ise sorun bireysel, toplumsal ve siyasal gruplar olarak demokrasi anlayışımızda yatmaktadır.
Demokrasiyi savunanlarımız dahi demokrasiye ne uygulamada gerekli özeni gösterirler ne de demokrasi algılayışının aslında bireysel ve toplumsal hayatı da kuşatan köklü bir dünya görüşü olduğunun farkındadırlar. Demokrasi anlayışımız, hep kendimiz için ve kendimize göredir. Oysa modern demokrasi anlayışı artık ötekine göre ve ötekisi içindir. Modern demokrasi, millet iradesinin yanına, hukuk devleti, insan hak ve özgürlükleri kavramlarını da koymuş ve bunların demokrasinin artık olmazsa olmaz unsurları olarak kabul etmiştir.
Nasıl ve niçin demokrasi; demokrat olmak, bu soruya verilecek cevabın içerisinde saklıdır
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder