Türk demokrasi tarihi aslında darbe tarihidir. İttihat ve terakkiden bu yana kendini vatanın gerçek sahipleri olarak görenler, 'vatanı kurtarmak adına' hadlerini aşmayı bir marifet saymışlardır.
Hiçbir darbe iyi değildir. Hiçbir darbe aslında vatana hizmet etmez esasen darbeciler dışında hiç kimseye hizmet etmez.
Darbeciler insafsızdır. İnsanlık dışı muameleler onlar için oldukça insanidir. Menderes ve arkadaşlarına zulmedenlerle, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarına zulmedenler ve 12 Eylül 1980'de sağdan soldan binlerce kişiye zulmedenler aslında aynı zihniyet kardeşliğinin takipçileridirler.
Darbeler dönemini bizden önce yaşamaya başlamış Latin Amerika ülkelerinden bizi ayıran özellik: Darbelerle 1950'lerde tanışan Latin Amerika ülkelerinde dış destekli darbeler birbiri ardına yaşandı ve sol partilerin güçlendiği 1980'lerde o dönem sona erdi. Bizde ise 1960'tan buyana dört askeri müdahale yaşandı ve 'vesayet rejimi' yaklaşık 50 yıl boyunca şekiller değiştirerek devam etti.
Türkiye'deki bürokratik iktidar odakları 1950'de geçilen demokrasiyi hazmedememiş ve 1960 darbesiyle bir restorasyon faaliyetine girişmiştir. Restorasyon halk temsilcilerinin iktidar alanı aleyhine yapılmıştır. Toplum mensuplarının sağlıklı, isabetli (yani bürokratlarla aynı istikamette) siyasî tercihler yap(a)mayacağını düşünen bürokratik iktidar odakları, halkın iktidarını kuşatıcı ve kendi lehine sınırlayıcı bir siyasî-hukukî çerçeve kurmuştur. Bu yapılanmanın halk aydınlanana ve olgunlaşana kadar sürmesinin şart olduğu düşünülmüştür. Ancak, zamanla bu yapılanma kendi sosyal tabanını, değer sistemini ve menfaat odacıklarını yaratarak geçici olmaktan çıkmış, kalıcılaşmıştır. Başka bir deyişle, vesayet tahakküme evirilmiştir.
Kimi zaman postal sesi, kimi zaman muhtıra, kimi zaman post-modern darbe, kimi zamansa e-muhtıra oldu. Ama öz değişmedi, 'egemenlik kayıtsız şartsız milletindir'sözü sadece Meclis duvarında yazılı hoş bir yazı olarak kaldı.
Darbelerin hangi araçlar üzerinden böyle bir vesayet sistemi kurduğu ve meşrulaştırdığı da ayrıca üzerinde durulması gereken bir durumdur. Bazı darbelerin iyi darbe, bazılarının kötü darbe olduğunu dile getiren zihniyet antidemokratik bir zihniyettir.
Türkiye'de demokrasinin kurumlaşmasının önündeki birincil engel militarist zihniyetli sivillerdir. Yani darbecilerden daha çok darbe şakşakçılardırlar, asıl tehlikeli olanlar.
Sivillerin ne ölçüde sivil oldukları, demokratik kültürü ne derece benimsedikleri veya içselleştirip içselleştiremedikleri ama egemen bir söylemsel tahakküm kurdukları tek tek ifşa edilmelidir.
Sivil toplumun gelişme ortamını bulamaması, demokrasi kültürünün kurum ve zihniyetiyle yerleşememesi, batıyla ilişkilerin hep sekteye uğraması, komşularıyla sürekli bir savaş halinde olduğu paranoyası, kendisini sivil zanneden otoriter zihniyetin sonuçlarıdır. Kendilerini Sivil Toplum Örgütü zanneden oluşumların Hükümet üzerinden Devlet'le ilişki kurması dahi Devlet'ten nemalanan bir sivil toplumun ne kadar demokrat olacağı ortadadır.
50 senedir, hep 'bunlar o kadar kötü ki, asker gelsin daha iyi'dedirten bir kültürün esiri olduk.
Bugüne kadar, gerçekleştirilen en şiddetli linçler, en haksız baskılar, en ağır işkenceler, idamlar, ya darbe dönemlerinde, ya da bu rejimi sürdürmek isteyen askeri vesayet dönemlerinde oldu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder