| "Strasbourg'da insan Hakları Mahkemesi için ek bina yapıldığında bu binanın Türkiye için inşa edildiği yönünde espri yapılıyordu." |
|
“Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Türkiye’de giderek popüler bir konu haline geliyor. Gün geçmiyor ki, gazetelerde “hakkını Avrupa’da aramak” isteyen bireylere ya da mahkemece Türkiye’nin mahkum edildiği “yüklü tazminatlara” ilişkin bir haber okumalıyım.
Bu popülerleşmede, şüphesiz ki Türkiye insanının, hukukçularımızın, insan hakları söz konusu olduğunda, bir sonuç elde etmenin ne kadar zor olduğuna ilişkin, tecrübeyle edinilmiş bilgilerinin ve umutsuzluklarının büyük payı var. Hepimiz biliyoruz ki, Türkiye’de özel hukuk öyle ya da böyle işliyor, kamu hukuku da bireyin cezalandırılması söz konusuysa işliyor. Ama devletle birey karşı karşıya geldiğinde hak aramak bir hayli güç; geçilecek çok sırat köprüsü var. Bu nedenle de Strasbourg her geçen gün biraz daha fazla önem kazanıyor” şeklindeki ifadeler, Türkiye’de yaşayan bırakın insan hakları aktivistlerini, sokaktaki, sıradan insanların dahi yabana atamayacakları önemli bir gerçeğe işaret ediyor. Çünkü herkes biliyor ki, Türkiye “riskli” bir ülke. Bu bakımdan, başta Türkiye olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde, 20. yy’ın ortalarından itibaren yerleşmeye başlayan “İnsan Hakları Hukuku” ve bu alanda hizmet veren “Uluslar arası Mekanizmalar” riskten nasiplenen bireylerin adeta “can simidi” olmuştur. Resmi ideolojilerin hak ve özgürlüklerin yerini aldığı ülkelerde –Türkiye bunların başında geliyor-, halk bu can simitlerine her geçen gün biraz daha fazla sarılırken, bunu kendine yediremeyen siyasal otorite ise mesafeli durmayı tercih etmiştir.
Bunun da nedenini, “İnsan Hakları Hukuk Alanında Uluslararası Mekanizmalar” adlı kitabın iki editöründen biri olan Av. Orhan Kemal Cengiz’in yukarıdaki ifadelerinden hemen sonra gelen şu cümlelerinde bulmak mümkün:
“Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve sözleşme organlarının yarattığı içtihatlar, Türkiye için iki bakımdan önemli. İlk olarak, bireysel başvuru hakkının tanınmasından itibaren Türkiye’deki hukuk ve uygulamayı Uluslar arası bir organ önünde tartışma hakkına sahip olduk. İkincisi ve kanımızca daha önemli olanı sözleşmeyi ve sözleşme organlarının içtihatlarına Türkiye’deki yargı makamları önünde tartışma konusu yaparak Türkiye’deki hukuku uluslar arası standartlara uydurmak için çaba sarf etmektir. Unutulmamalıdır ki, sözleşme bir tür Avrupa insan hakları Anayasasıdır ve taraf devletlerin, iç hukuklarını sözleşmeye göre yeniden tanzim edecekleri varsayımı üzerine kurulmuştur. Bu nedenle de asıl mesele ilk fırsatta Strasbourg’a gitmeye çalışmak değil, Türkiye’deki mahkemelerin Strasbourg organlarının içtihatlarına uymaya ve bizlere adaleti ülke sınırları dışında aramak zorunda bırakmamaya davet edebilmektir ki sözleşmenin amacı da budur.”
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi üstelik aynı konulardan, defalarca Türkiye’yi tazminat ödemeye mahkum etmiş olmasına rağmen, ülkemiz hukuku “direnmeye” devam etmektedir. Bu da haklı olarak mağdurları, “insan hakları hukuk alanında uluslar arası mekanizmalar”a başvurmaya yöneltmektedir. Acı olduğu kadar da gülünç olan bu durumun söz konusu kitap şu şekilde yansıtıyor;
“Ocak 1999 itibariyle Avrupa insan hakları mahkemesi önünde 7771 derdest dava bulunmaktadır. Strasbourg’da insan Hakları Mahkemesi için ek bina yapıldığında bu binanın Türkiye için inşa edildiği yönünde espri yapılıyordu. Mahkeme önündeki davaların 1825 tanesi Türkiye’ye karşı açılmış davalardır. AİHM, köy yakma göz altında tecavüz ve işkence yapanların dokunulmazlığı gibi kavramlarla Türkiye sayesinde tanışmıştır. Sorunun çözümü “değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez” mantığını aşmaktan geçmektedir. Bu nedenle atılması gereken ilk adım “Türkiye’nin insan hakları sorunu” olduğunu kabullenerek altına imza atılan uluslar arası sözleşmeleri iç hukukta işlevsel kılmak olmalıdır. Devleti “temsil” edenlerle hukukçu da olsa “militan demokrasi” isteyenlerin bunca yılda kendi gölgelerinden öte bir adım atamadıkları ortada ; atılan her adım ise gölgelerinin karanlığında aydınlanmayı bekliyor.
O nedenle bu noktada “barolara ve tek tek avukatlara büyük bir görev düşmektedir: bütün hukukçular, Yargıtay, Danıştay içtihatlarını takip ettikleri gibi AİHM kararlarını takip etmeli önlerindeki davalarda bu hükümleri öncelikle uygulamalı ve bunlara uyulmasını talep etmelidirler. Barolar sözleşmeden geri çekilme riskine karşı tetikte olmalıdır. Sözleşme organlarının Türkiye’ye karşı taraflı davrandığı gibi kötü niyetli yorumlara mahkeme kararlarından örnekler verilerek karşı çıkılmalıdır. Kısacası bütün hukukçular AİHS’ NE sahip çıkmalıdırlar. Strausbourg’un tespit ve tayin ettiği standartlara uygun bir hukuk ve uygulamaya sahip olmak bütün Avrupa toplumlarının olduğu kadar ülkemiz insanlarının da hakkıdır.”
Tüm bunlara rağmen “bireysel başvuru konusunda ciddi sıkıntılarımız var, kamuoyundaki popülaritesine rağmen bireysel başvuru usulü hala sınırlı sayıda hukukçu tarafından biliniyor ve uygulamada pek çok hata yapıldığına tanık oluyoruz.”
Başından beri bazı paragraflarına yer verdiğimiz “insan hakları hukuk alanında uluslar arası mekanizmalar” adlı kitap “ülkemiz hukukçularının ihtiyaçlarını da gözeten kısa bir rehber” niteliğindedir. KHRP direktörü Kerim Yıldız ve KHRP Hukuk danışmanı Av Orhan Kemal Cengiz’in birlikte hazırladıkları kitap KHRP ve Ege Yayıncılık tarafından yayınlanan Ortak bir Eser olup Temmuz 99&’da piyasaya sürülmüştür.
“Hukukçulara Rehber” bu kitap 6 bölümden oluşmuş olup toplam 160 sayfadır. Söz konusu bölümlerde nelerin olduğunu da kitabın editörlerinden öğrenelim:
“İlk bölümde, Avrupa Konseyi çerçevesinde oluşturulmuş İnsan Hakları mekanizmaları (İşkence ve insanca olmayan ya da aşağılayıcı muamele veya cezaların önlenmesi ile ilgili Avrupa Sözleşmesi, Avrupa Konseyi ve Avrupa Sosyal Şartı, Avrupa Topluluğu, Avrupa Parlâmentosu, Avrupa güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı -Ö.E-) üzerine genel bir değerlendirme bulacaksınız.
İkinci bölüm, uygulamacıların ihtiyaçlarını göz önüne alarak Avrupa İnsan hakları Mahkemesi ne başvuru usulü hakkında pratik bilgiler (11 nolu protokol ile getirilen değişiklikler, AİHM’ne bireysel başvuruda bulunmak başvuru formunun doldurulması, başvurunun gönderilmesi ve Mahkeme kalemiyle ilk temaslar, başvurunun kaydı ve incelenmesi, bulgulama duruşması ve delillerin değerlendirilmesi, esas hakkında hüküm ve adil karşılık uymayı izleme. Ö.E.) vermektedir. Bu bölüme bir başvuru formu vekaletname örneği, gelir beyannamesi örneği ve AİHS’nin 11 nolu protokol ile değiştirilmiş yeni metnini de ekledik.
Üçüncü bölüm: Avrupa insan hakları mahkemesine yapılan başvurudaki aşamaları göstermek amacıyla hazırlanmıştır. Seçtiğimiz örnek davadaki (Aksoy ve Türkiye) bütün süreci başından sonuna kadar izleyebilirsiniz. B:u bölümün başında yer alan KHRP Aksoy davası raporu hem bu dava ile ilgili bir özet ve hem de Türkiye’deki işkence uygulamaları üzerine bir incelemeyi kapsamına almaktadır. Raporun hemen ardından okuyacağınız başvuru dilekçesi bir önceki bölümde teorik olarak gördüğünüz AİHM’ne yapılacak başvurularda dilekçenin nasıl yazılması gerektiğine ilişkin bilgilerinizi pekiştirme olanağı verecektir. Başvuru dilekçesinin ardından komisyonun Aksoy davasındaki kabul edilebilirlik kararı komisyonun olgu ve bulguları değerlendirdiği raporu ve en nihayetinde AİHM’nin bu davada verdiği kararı birbirini takip eder biçimde bulacaksınız.
Dördüncü bölüm. AİHK’nu ve Mahkemenin sözleşmenin “îşkence insanlık dışı muamele ve onur kırıcı davranış” yasağını düzenleyen 3. Maddesi altında ürettikleri içtihatlar üzerine bir incelemeyi içermektedir. Böylece Strausbourg organlarının sadece Aksoy davasında değil fakat genel olarak üçüncü madde altında nasıl fikir yürüttüklerini de ortaya koymaya çalıştık. Bu bölümden de anlaşılacağı üzere AİHM Türkiye’den gelen davalarla karşılaşıncaya kadar işkence bulgulamaması önüne gelen davaları insanlık dışı muamele ya da onur kırıcı davranış hükmü altında incelemiştir.
Beşinci Bölümü; Pek bilinmeyen ve üzerinde durulmayan BM insan Hakları Mekanizmalarına ayrılmıştır. BM Mekanizmaları anlaşmalara dayanan ve antlaşmalara dayanmayan mekanizmalar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Bu bölümde anlaşmaya dayanmayan BM mekanizmaları üzerine oldukça kapsamlı teorik ve pratik bilgiler bulacaksınız. Bu bölümün Türkiye’de insan hakları alanında faaliyet gösteren hükümet dışı kuruluşlara yeni bir perspektif sunabileceği kanısındayız.
Altıncı Ve Son Bölümde Türkiye’deki sendikalar bakımından büyük önem arz eden Uluslar arası Çalışma Örgütü ve bu örgütün Çalışma Alanı üzerine bilgiler bulacaksınız.”
Stausbourg’u hukukçularla, hukuka ilgi duyan ya da önemseyenlerin ayağına getiren söz konusu kitap muhatabına insan hak ve özgürlükleri gibi evrensel değerlerini hukuki düzenlemesiyle bu düzenlemelere ihtiyaç duyan kişilere yol haritaları / bilgiler sunuyor; Amaç; üstünlüğün hukuk yerine hukukun üstünlüğünü herkesi her kurumu haberdar etmek ve bunu yaparken de “kötü örnek” olabilecek girişimlerin önüne geçmek. Malum gereğini yapmadan ya da tam olarak yerine getirmeden Strausbourg’a yapılan her hangi bir bireysel başvuru kabul edilebilir bulunmayarak geri gönderilebiliyor. Tabi o zaman da resmi olsun sivil olsun şakşakçıların sesi çok daha gür çıkıyor.
Kitabın adı: İnsan Hakları Hukuk Alanında Uluslararası Mekanizmalar
Yazarlar: Kerim Yıldız / Orhan Kemal Cengiz
İsteme Adresi: Egetan Ltd. Şti.
1469 Sokak Hasipek Apt. 50/3 Alsancak-İzmir
Tel: 0232-421 08 96
|
|
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder