Bir kaset skandalının arkasından C.H.P'nin içinden ve/veya C.H.P
dışından bir takım kimseler tarafından Deniz Baykal'a karşı çok alçakça
da olsa bir operasyon yapılmış ve Deniz Baykal istifa etmişti.
Böylece hem C.H.P hem de Türk siyaseti açısından yeni bir dönem
başlamıştı. Bu yeni dönemde C.H.P gerçekten değişebilecek miydi?
C.H.P’deki bu değişim sadece vitrin değişikliği olarak mı kalacak,
yoksa daha özde bir misyon ve vizyon değişikliği de olacak mıydı?
Bu değişim beraberinde bir gelişmeyi de getirecek miydi? Çünkü
değişmeden gelişmek mümkün olmaz, makyaj değiştirerek de 'değişim'
olmazdı.
Sayın Baykal'ın siyasi söylemi ile C.H.P de bir şeylerin tıkandığı ve
bir noktadan sonra bir şeylerin düğümlendiği gerçeği sonucunda, 29 Mart
seçimlerindeki Kılıçdaroğlu-Tekin performansı CHP’nin değişim ve
gerçekten halkçı bir sosyal demokrat parti olma yolunda olduğuna dair
ümit dolu bir acaba sorusu bırakmıştı, kamuoyunun zihinlerine…
Çünkü Sayın Baykal, yaklaşık on yıldır, A.K.P iktidarına karşı laiklik
ve rejim kavgası vermiş, Ergenekon'un avukatıyım demiş ama CHP'nin
oyları bir türlü artmamıştı. Böyle bir söylemin toplumun genelinde bir
karşılığı yoktu.
Planlı ya da plansız bu ortamda Kemal Kılıçdaroğlu, beklenildiği üzere
bir kısım kamuoyunun büyük desteğini ve ümitlerini de alarak, CHP Genel
Başkanı olmuştu.
Böylesine bir hava yakalamış olan Kılıçdaroğlu ve CHP, 12 Haziran
seçimlerinde kendilerinin ve onlara ümit besleyenlerin aksine %30’un
altında kalarak, ilk sınavlarında başarısız olmuşlardı.
Peki ne idi CHP’deki sorun? Sadece bir lider ya da kadro sorunu mu? Yoksa daha yapısal bir sorun mu?
Acaba 1960 darbesini zımnen alkışlayan, milletin iradesi ile seçilmiş
Rahmetli Menderes ve arkadaşlarının idam edilmesine sessiz kalan CHP’nin
bu tavrı milletin bilinçaltına mı yerleşmişti?
28 Şubat’ta Sincan sokaklarında tanklar yürürken, milyonlarca insan
fişlenirken sosyal demokrat bir partiye yakışır bir tavır ortaya
koy(a)mayan CHP’nin, millet iradesine olan inancı ve güvenci noktasında,
acaba millet nazarında bir inandırıcılık sorunu mu vardı?
C.H.P, tutuculuğun ve statükonun partisi mi, yoksa yeniliğin ve reformun partisi midir?
C.H.P, devletin ve bürokrasinin partisi mi, yoksa sivil toplumun ve büyük halk kitlelerinin partisi midir?
C.H.P, çağı geçmiş efsanelerin ve tabuların, dogmatik kalıpların
partisi midir, yoksa bilimin, aklın ve sağduyunun partisi midir?
C.H.P, soğuk savaş dönemi ilericiliği mi savunmaktadır, yoksa günümüzün bilişim çağının ilericiliğini mi savunmaktadır?
C.H.P, genç ve dinamik Türkiye'nin kendisine çağdaş bir kimlik ve yaşam
kalitesi arayan Türk-Kürt, dindar, laik, başörtülü, zengin, fakir,
işçi, köylü toplumun her kesimin partisi midir yoksa C.H.P, her
yenilikte kendi imtiyazlarının biraz daha aşındığını gören bürokratik
seçkincilerin partisi midir?
CHP artık kısır liderlik çekişmelerini bir kenara bırakıp, on yıllardır
görmezden geldiği, cevaplamaktan kaçtığı bu soruları, öncelikle kendi
içerisinde sorarak bir özeleştiri yapmalı ve sonuçlarını milletle
paylaşmalıdır.
CHP’nin Terrakiperver Cumhuriyet Fırkası’nın, Serbest Fırka’nın, İzmir
Suikastı ve sonrasının, Dersim’in, İskilipli Atıf Hoca’nın, 1960
Darbesi’nin ve neticesindeki idamlarla oluşan demokrasi utancının, 28
Şubat’ın yaşanmasında kendisinin aktif bir rol alarak ve/veya sessiz
kalarak oynadığı rolün eleştirisini yapmadıkça milletin bilinçaltındaki
CHP algısı değişmeyecektir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder